Beyaz zambaklar ülkesinde

Spread the love

İlkokula giderken cumartesi sabahları erkenden kalkar, kahvaltımızı yapar, resim ödevi dahil olmak üzere bütün ödevlerimizi çantamıza koyar, doğru kütüphaneye giderdik. Ödevlerimizi masanın sağ yanına yığar, bitirdikçe sol tarafa aktarırdık. En son resim ödevimizi yapar, gönül rahatlığıyla çantamıza koyardık. Sıra gelirdi en sevdiğimiz şeye; kitap okumaya. Roman raflarında kendimize uygun kitapları seçer masaya getirirdik. Kitabın giriş kısmını, arka kapak yazılarını okur eğer kitaptan hoşlanırsak almak üzere görevli memura giderdik. Her hafta kütüphaneye geldiğimiz için bizi tanıyan memur bazen iki kitap almamıza müsaade ederdi. İşte o zamanlara dayanır kitaplara ve kütüphaneye olan sevgim.

Hala şu yaşımda da kütüphaneye giderim, raflar arasında gezinirim, hoşuma giden kitapları alır okurum. Geçenlerde yine gittim. Cumartesi kütüphanenin kapanma saatine 10 dakika kala gelmiştim. Bitirdiğim kitabı verip yerine yenisini alacaktım. Zaman dar, düşünmeye vaktim yoktu. Birden aklıma “Beyaz zambaklar ülkesinde” geldi. Görevliye sordum. Görevli kitabın bir tanesinin kütüphanede olduğunu söyledi ama aradık bulamadık. Çok istekli olduğumu görünce depoya gitti ve elinde kara kaplı bir kitapla geri geldi. Getirdiği kitabın özetiymiş ve ilk basım yıllarından bir kitapmış. İstediğim özeti değil aslıydı ama yine de memura teşekkür ederek aldım. Okudum bitirdim geri verdim bile.

Kitabın ilk orijinal baskısı 1898 yılında Rusça dilinde yazılmış. Mustafa Kemal Atatürk zamanında Türkçeye ilk kez çevrilmiş. Atatürk, kitabı okuduğunda bu destansı başarıya tek kelimeyle hayran olmuş. Derhal kitabın ülkedeki okulların, özellikle askeri okulların müfredatına dahil edilmesini emretmiş. Türk askerleri ülkelerindeki “yaşamı yenilemek” için mutlaka bu kitabı okumaları gerektiğini söylemiş. O vakitler, kitap o kadar çok ilgi görmüş ki, Kuran-ı Kerim’den sonra en çok okunan kitap haline gelmiş. 

Peki ne anlatıyor bu kitap?


Bu kitap tüm yoksulluğa, imkansızlıklara ve elverişsiz doğa koşullarına rağmen, bir avuç aydının önderliğinde; askerlerden din adamlarına, profesörlerden öğretmenlere, doktorlardan işadamlarına kadar, her meslekten insanın omuz omuza bir dayanışma sergileyerek, Finlandiya’yı, ülkelerini geri kalmışlıktan kurtarmak için nasıl büyük bir mücadele verdiklerini, tüm insanlığa örnek olacak biçimde gözler önüne sermektedir.

Grigoriy Petrov tarafından yazılan, 239 sayfa olan kitap hala çok satanlar listesinde ve fiyatı da her kesime hitap edecek kadar uygun. Almak isteyenlere şimdiden iyi okumalar…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir